31 Ekim 2011 Pazartesi

ayakşamdanışıktır

a, yak! şam danışıktır.
a, yak! şam'dan ışıktır.
a, yak! şamdan ışıktır.
a! yak şamdanı, şıktır.

ay ak, şam danışıktır.
ay ak, şam'dan ışıktır.
ay ak, şamdan ışıktır.
ay ak, şamdanı şıktır.

ayak, şam danışıktır.
ayak, şam'dan ışıktır.
ayak! şamdan ışıktır.
ayak şamdanı şıktır.

ay, ak; şamdanı şık tır.
a, yak! şam: danışık tır.
ayak, şamdan, ışık, tır.
ay akşamdan ışıktır.

"ay: 1)ünlem 2)isim (dünya'nın uydusu.) 3)fiil (aymak)" ve "ak: 1)isim (beyaz) 2)fiil (akmak)" bilgileri eklenerek düşününce harflerin yerini değiştirmeden manalı-manasız (ya da en azından umarsız bir şiirde mısra olabilecek seviyede manalı) 92 cümle kurulabildiği görülür.

bana neydi bundan? hiç, canım sıkıldı.

11 Ekim 2011 Salı

an

az önce insanların neşesine neşe kattığım bir partiden geldim; dudaklarımdan nükteler döküldü, herkes güldü ve bana hayran kaldı -fakat ben ayrıldım- bu çizgi dünyanın yörüngesi kadar uzun olmalı-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ve kendimi vurmak istedim.

(sören kierkegaard, kahkaha benden yana. ayrıntı, 2005.)

11 Eylül 2011 Pazar

başıboş zamanlar ve canım aylaklar

"Sevme, içme ve tembellik dışında her şeyde tembellik edelim."

Bütün insanlar sıkıcıdır. Sıkmak, kendini sıkmak ve başkalarını sıkmak olarak ikiye ayrılabilir. Şu garip bir gerçek ki, kendilerini sıkmayanlar genellikle başkalarını sıkarlar, kendilerini sıkanlar da başkalarını eğlendirirler. (sk)  Aslına bakarsanız eğer İsa çarmıha gerildiğinde kahkahalarla gülmüş olsaydı, acı çekmekten başka bir şey yapabilseydi, çok daha fazla sevilebilirdi. (cp)
Can sıkıntısı bütün kötülüklerin anasıdır. Çocuklar eğlendikleri sürece daima usludurlar. Fakat dünya işleri çok ilginçtir, alışkanlık ve sıkıntının etkisi tümüne yayılmıştır. Birisi karısının sıkıcı olmasından dolayı boşanmak istese, ya da dinlemesi sıkıcı olduğu için bir vaizin sürgüne gönderilmesini, ya da korkunç sıkıcı olduğu için bir başbakanın görevden alınmasını, sonuç alamayacağını görecektir. Bu yüzden de dünyanın gitgide kötüye gitmesinde, sıkıntı arttıkça kötülüklerin artmasında şaşılacak bir yan yoktur. (sk)
Sıkıntının tarihi ta dünyanın başlangıcına dayanır. Tanrılar sıkıldılar, insanı yarattılar. Adem yalnızlıktan sıkılınca Havva yaratıldı. O zamandan beri sıkıntı dünyaya girmiş ve nüfusa oranla artmıştır. Adem tek başına sıkılıyordu; sonra Adem'le Havva birlikte sıkıldılar, sonra Adem'le Havva ve Habil'le Kabil ailecek sıkıldılar, sonra dünya nüfusu arttı ve halklar kitleler halinde sıkıldı.  Peki, şimdi bir şeyler yapılıyor mu? Kendini eğlendirme yolları düşünülüyor mu? Tam tersine, bu yıkım hızlandırılıyor. (sk) Yeni, farklı, orjinal bir şey muhtemelen kanunlara aykırıdır. İnsanlar dünyanın güvenli ve düzenli bir yer olması için yıllarca çalışırlar, ama hiç kimse bunun ne kadar sıkıcı olabileceğinin farkında değildir. (cp)
Aylaklığın kötülüklerin anası olduğu söylenir ve kötülüğün önüne geçmek için çalışma öğütlenir genelde. Halbuki aylaklık yüce bir hayat tarzıdır, yeter ki insan kendi sıkılmasın. Olimpos'taki tanrılar sıkılmıyorlardı, aylaklıkları içinde mutlu mutlu yaşayıp gidiyorlardı. (sk) Boş zaman kültürün temelidir. (tse) Aylaklık hissinden yoksun her insan bu özelliğiyle ancak bilincinin insanlık seviyesine henüz yükselmediğini gösterir. (sk)
İnsanlığı garip bir çılgınlık sarıp sarmalamıştır. Bu çılgınlık insanlığı inim inim inleten bireysel ve toplumsal yoksunluklara yol açmaktadır. Bu çılgınlık bireyin yaşam gücünü tüketecek denli aşırıya kaçan çalışma tutkusudur. (pl) Hiçbir şey yeterince iyi değil, yeterince hızlı değil, yeterince büyük değil. Asla gözümüz doymuyor. Her zaman gelişim içindeyiz. (cp) Oysa aşırı çalışma her çeşit düşünsel yozlaşmanın, her türlü organik bozukluğun nedenidir. (pl) İnsanı tin dünyasından ayrı tutup, içgüdüleri daima hareket isteyen hayvanlarla aynı sınıfa koyan bitmek tükenmek bilmeyen bir hareketliliktir. Buna kapılan insanlar her şeyi bir iş meselesine döndürmede olağanüstü yeteneklidirler, hayatları iştir. Aşık olurlar, evlenirler, fıkra dinlerler ve mesai saatlerinde sarf ettikleri aynı şevkli çabalarla bir sanat eserine hayran kalırlar. Hayranlık ve kayıtsızlık sıkıntının birliğinde ayırt edilemez olmuştur. (sk)
Eğlenmek bizim görevimizdir. Sıkıntının çalışmakla yok olacağını söylemek kafa karışıklığından başka bir şey değil; çünkü çalışmayla aylaklık yok olur, sıkıntı değil. (sk)
Ey tembellik, uzun süren sefilliğimize acı! Ey sanatların ve soylu erdemlerin anası tembellik, insan kaygılarına merhem ol! (pl)

(paul lafargue, tembellik hakkı. telos, 1996.)
(sören kierkegaard, kahkaha benden yana. ayrıntı, 2005.)
(chuck palahniuk, tıkanma. ayrıntı, 2011.)

23 Ağustos 2011 Salı

geniş zamanın dayanılmaz hafifliği.. lakin "memento mori"!

ölüm bilincin yoksa yarı-canlısın demektir (mh). fakat kendi ölümünü dürüstçe düşünmeye kalkan, ölümüne korkar. ölüm ve seks, ikisinden de felaket korkuyoruz; tam da bu yüzden onlarla ilgili bu kadar çok fıkra var. ölüm kaygısı taşımayan yegane varlıklar, halihazırda taş gibi ölü olanlardır (jps). vasati "hergünkülük"e düşmemek için ölüm kaygısına ihtiyaç duyarız (mh). kaygı bizim nihai öğretmenimizdir (sk).

gerçekten önemli tek felsefi sorun vardır, o da intihardır. yaşamın yaşanmaya değer olup olmadığı konusunda bir yargıya varmak felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir (ac). bir insanın durumunda doğaya uygun şeyler ağır basıyorsa o insanın yaşamda kalması uygundur; ama sahip olduğu şeylerin veya durumunun çoğunlukla doğaya aykırı olduğunu görüyorsa yaşamdan ayrılması uygundur (mtc).

insanlar ruhlara sahip değildir, kendileri ruhtur. bedene de sahip değildirler, kendileri bedendir. insanlar canlı bedenlerdir. ölü bedenle arasındaki fark pille tükenmiş pil arasındaki farka benzer. tükenmiş bir pilin parçası eksik değildir, sadece enerji eksiktir-yaşam.

biz uygar insanlar ölümlülüğümüzü an be an, gün be gün inkar ediyoruz ve bunu içinde yaşadığımız toplumun yapıları ve geleneklerinin yardımıyla kolayca yapıyoruz. neredeyse her uygarlıkta ortak bir ölümsüzlük sistemi gelişmiştir; işin aslı bu sistemler kütürün temel işlevidir. bir yanılgıyı sürdürmenin en kolay yolu onu aynı kültürden diğerleriyle paylaşmaktır. "örgütlenmiş din" uygar toplumun ölümülülüğümüzü inkar etmek için bulduğu en inatçı sistemdir. ölümün varlığı karşısında çaresiz olduğumuzdan bilinçdışımız buna dayanabilmemiz için bir gökteki-baba-figürü yaratır. tanrı'ya ve tanrı'nın ebedi yaşam vaadine inanmak, ölümün gölgesinden kaçmak için tasarlanmış kültürel bir peri masalıdır (sf). dinlerin çekiciliğinin temelinde ölümle bir şekilde uzlaşmak yatar. din seçerken dikkat edilmesi gereken hususlardan biri, ilgili dinin ölümden sonraki yaşam için hangi adresi gösterdiğidir. inananlarına ölümün nihai son olduğunu söyleyen bir dinin ömrü pek de uzun olmazdı.

ebediyet sonu gelmeyen bir zaman süresi değil de zamansızlık olarak alınırsa ebedi yaşam şimdide yaşayanlara ait olur (lw).

(nietzsche öldü! bir hipopotam olarak yeniden doğdu... tc&dk, aylak kitap, 2010)